Hafta sonu dört arkadaşla Gürcistan’a ziyaret amaçlı bir seyahatimiz oldu. Sizinle paylaşmak istedim. Cuma günü akşam saatlerinde Trabzon’dan yola çıktık. Rize’de akşam yemeğimizi yedikten sonra Sarp Sınır Kapısı’na doğru yola devam ettik. Saat gece 22.00 sularında sınırda geçiş işlemlerimizi yaptık. Artık yabancı bir ülkede gezimize devam ediyorduk. Yirmi kilometre sonra Batum şehrine vardık. Burada Türk Bayrağı’nın dalgalandığı ve İstiklal Marşı’mızın okunduğu Refaadin Şahin Koleji’ne uğradık. Bizi geç bir vakit olmasına rağmen okul müdürü karşıladı. Biraz istirahat ve hasbi halden sonra müsaade isteyip planladığımız gibi Kutaysı Şehri’nde kalmak için yola devam ettik. Gece 01.00 sularında Nikola Nikoledze Türk Koleji’ne ulaştık. Kolejin pansiyon sorumlusu bizi misafir etti.
Seher vaktinde Tiflis şehrine doğru yolculuğumuza devam ettik, dönüşte tekrar bu şehirlere uğramak üzere. Yaklaşık üç saatlik bir yoldan sonra Tiflis’e vardık. İlk olarak değişik ülkelerden gelen üniversiteli öğrencilerin kaldığı yurtta kahvaltı yaptık. Kahvaltıda yıllar önce Gürcistan’a gelmiş, yerleşmiş ve buradaki okulların açılmasına vesile olmuş fedakâr insanlar da vardı. Onlardan Gürcistan’daki eğitim faaliyetleri ile alakalı bilgiler aldıktan sonra şehri gezmeye koyulduk, zira zamanımız kısıtlı idi. İlk durağımız Türk girişimcilerin açmış olduğu IBSU oldu yani Uluslararası Karadeniz Üniversitesi. Rektör, üniversite hakkında bilgi verdi. Üniversiteyi gezdik, gayet modern yapısı vardı. Türkiye’deki pek çok üniversiteden daha iyi alt yapısı ve daha iyi başarısı vardı. Bizi şaşırtan bu üniversitenin Gürcistan’ın en iyisi olmasına rağmen Türkiye’de denkliğinin olmaması oldu. Burada çoğunlukla Gürcü ve Türk öğrenciler okumakta. Ve Türk kültürü en iyi şekilde anlatılmaktadır. Rektör bey bize baklava ve çay ikram etti. Bir arkadaşın kulağına eğilip sordum bu tatlı Türkiye’den mi? “Yok ağabey Tiflis’ten…” deyince nasıl yani! “Ağabey bizim Türkiye’den gelen esnaf ağabeyler var onlar yapıyor.” Türk insanı sınır tanımıyor bir yandan eğitim için gelen fedakâr genç öğretmenler bir yandan onları desteklemeye gelen yiğit esnaflar. Bir yanda eğitim faaliyeti yapılırken diğer yandan da kültür aktarımı yapılmakta. Müthiş bir birliktelik göstergesi bu yapılan. Gürcistan devlet başkanı Sayın Sakaşvili verilen eğitimden çok memnun olduğunu ve yeni bir üniversite kampusu içinde şehrin en güzel yerinden bir arsa tahsis etmiş olduğunu da öğrendik. Mimari çizimini de üstlenen Sakaşvili ünlü İtalyan mimari getirtmiş. İnşallah 2010 yılında yeni kampusunda eğitime başlaması planlanıyor. Üniversite’den ayrıldıktan hemen sonra bu sene eğitime başlayan Işık İlköğretim kolejine gittik.

Her şeyiyle mükemmel bir okul olmuş. İlk sene olmasına rağmen tüm sınıfları dolu dolu hizmet veriyor. En son olarak da Gürcistan’daki ilk Türk Okulu olan Demirel Koleji’ne gittik. Okul müdürü Caner Bey bize okul hakkında bilgi verdi. Bu arada kendisinin de on beş yıldır Gürcistan’da olduğunu öğrendik. Kolay değil on beş yıl başka bir memlekette yaşamak, hem de dünyalık namına hiçbir beklenti olmak sızın. Bazen mahallemizi bile değiştirmek zor gelir bize. Nerde kaldı memleketi değiştirmek. Gaye –i hayal zirvelerde olunca şahsi haz ve arzular teferruat oluyor.
Tiflis’teki müeesseleri gezdikten sonra, şehri gezmeye koyulduk daha iyi tanıyabilmek için... Ve Bediüzzaman’ın /r.a.) da çıkmış olduğu Şeyh San’an Tepesi’ne çıktık. Rehberimiz Ersin Bey bize duygulu anlar yaşattı.

Bediüzzamanın Rus polisi ile olan muhaveresini nakletti. Özetle şöyle;
İstanbul’dan Van’a gitmek üzere üstad ayrılır. Batum yoluyla Van’a giderken Tiflis’e de uğrar. Bu tepeye çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken, yanına bir Rus polisi gelir ve sorar:
“Niye böyle dikkat ediyorsun?”
Bediüzzaman der:
“Medresemin planını yapıyorum”
O der
“Nerelisin?”
Bediüzzaman:
“Bitlisliyim”
Rus polisi:
“Bu Tiflis’tir”
Bediüzzaman:
“Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir”
Rus polisi:
“Ne demek?”
Bediüzzaman:
“ Asya’da, âlem-i İslam da üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek; ben de gelip burada medresemi yapacağım.”
Rus polisi:
“Heyhat! Şaşarım senin ümidine.”
Bediüzzaman:
“Bende şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır.”
Rus polisi:
“İslam parça parça olmuş?...”
Bediüzzaman:
“Tahsile gitmişler. İşte Hindistan, İslam’ın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadisinde çalışıyor. Mısır İslam'ın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan İslam’ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim ediyorlar, ila ahir…”
“Yahu, şu asilzade evlat, şahadetnamelerini aldıktan sonra, her biri bir kıt’a başına geçecek, muhteşem adil pederleri olan İslamiyetin bayrağını afak-ı kemalatta temevvüc ettirmekle, kader-i ezelinin nazarında feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilan edecektir.”
Bediüzzaman yıllar önce mana âleminde planını yapmış. Lakin kendisinin ifadesiyle “biz kışta geldik sizler cennet asa bir baharda geleceksiniz” dediği gibi bahar günlerini göremeden dünyadan göçüp gitti. Ama bizler onun özlem duyduğu bahar çiçeklerinden demetler sunacak ve diyeceğiz ki; ektiğin tohumlar neşvü nema buldu ey üstadımız sen kabrinde rahat ol. Allah(cc) kendisinden razı olsun bizleri şefaatine nail eylesin.
Kutaysı ve Batum şerhlerini de Pazar günü gezme imkânımız oldu. Oralardaki izlenimlerimizi başka bir vakte havale edip bu kadarla yetinelim…
Bu yazı 1814 defa okundu.